İstila Başlasın!

Bir virüs hayatımızı değiştirmek üzere…
Açgözlü ilaç şirketlerinin kontrolünü kaybettiği bu virüs insanları ve hayvanları zombilere dönüştürmeye başladı…
Virüs kan yoluyla bulaşıyor. Virüsten etkilenenler gördükleri tüm canlılara saldırıyor ve onları yiyorlar. Ufak sıyrık ya da ısırıklardan sonra kaçabilen canlılar ise 10 dakika ile 60 dakika arasında zombiye dönüşüyorlar.
Zombiler koşabiliyor…
Zombiler ilk olarak 30 Aralık 2010’da, akşam saatlerinde görülmeye başlandı…
Hayatta kalanlar haberleşmeye çalışıyor...
7

İlk Zombi...

Yılbaşı akşamı ailecek İstanbul turu atıyorduk, İstanbul her zamanki İstanbul'du.Ama saat gece 1'de herkes kaçışmaya başladı.Bir anda helikopterler uçmaya başladı ve askeri araçlar her yeri sardı.Ortaköy tarafında tıkılıp kaldık, feribotlar limana gelip insanları alıp götürüyorlardı.Askerlerin elinde küçük bir alet vardı insanların gözüne tutuyorlardı eğer kırmızı olursa insanları ayrıştırılmış bölüme götürüyorlardı.Yeşil olanlar ise feribotlara binip Anadolu Yakası'na taşınıyordu.O panik, kaos, telaş içinde bir doktorla konuştuk.Doktor'un dedikleri gerçekten çok korkunçtu.Anadolu Yakası'na gidenler bir yerde kaderine bırakılcakmış.O panik havası içinde ailecek ne yapıcağımıza karar verdik, arabamıza binip hızlı bir şekilde evimize varıcaktık.Arabaya zar zor ulaştık ve eve doğru yola koyulduk.Sokak lambaları yandığı için şanslıydık arada bir kaç zombi gördük ilk defa gördüğümüzden ezip geçiyorduk.Evimize ulaştık Apartmanda çok şükür ki hastalıklı yoktu ve diğerleriyle birlikte ne yapıcağımız hakkında konuşmaya başladık...
3

6 Şubat,Bursa

Haftalardır saklanıyoruz,evimizdeki su ve yiyecek stoğu bitmek üzere ama nispeten ıssız bir bölgede olduğumuz için dışarı çıkmanın çok zorlayıcı olacağını düşünmüyoruz,ama ne kadar dayanırız bilemiyorum.İnternet bağlantısının hala sağlam olması dışarıda bir otoritenin hala bulunduğunun göstergesi,birkaç ay önce gösterilen şu askeri sığınakta gerçekten bir kumanda gücü var mıdır merak ediyorum.Ne güvenli bir bölgeye dair bir uyarı ne de kurtuluş çağrısı yapıldı.Bulunduğumuz bölgede çok fazla kurtulan insan var,belki de burası güvenli bölgedir.Zombilerle elimizden geldiğince savaşmamaya çalışıyoruz,ama dayanıksız kapı ve camlar yüzünden her gün bir iki tane vuruyoruz ve işin garip yanı bana zevkli gelmeye başladı.Yıllar boyunca kendime sorduğum "zombi salgını olsa ne yapardım?" sorusuna ço güzel bir şekilde cevap verebiliyorum artık,diğer arkadaşların günlüklerini okuduüumda gerçekten korku dolu anlar yaşadıklarını gördüm,üzüntü verici,artık gitmem gerek evimin önünde bir kaç zombi dolaşmaya başladı.


Not:Sadece beyinlerinden değil kalplerinden de zarar görünce etkisiz oluyorlar.
6

Kayıp ruhlar

    Bunları size anlatmam gerekir mi bilmiyorum ama birilerine anlatma ihtiyacı hissediyorum.Son zamanlarda aklı başında(bizden olan) birilerini bulmak gerçekten zor.
   Saat 11:20 pm bunu neden belirtmek istediğimin de farkında değilim belki de bugün yaşadıklarımın yükünü üzerimden atmak istiyorum sadece neyse dışarıdaki tehlikeden uzak güvenli ve karanlık evimdeyim. Elektrikleri kesmişler bu arada bilgisayarımın kalan batarya ömrüyle bir şeyler anlatmak istiyorum dünyaya!
   Gün yeni ağarmıştı. Güneşin ilk ışıklarıyla standart tedbirleri alıp evden çıkmadan önce yatağında güven içinde uyuyan sevgilimin dudağına öpücük kondurup yola çıkmıştım. İstiladan dört gün sonra hayatta ve sağlıklı olan insanlar temiz bölgeye çağrılıyorlardı ama biz buna pek aldırış etmemiştik. Samsun her zamankinden daha bir ıssızlaşmıştı şimdi. Her zaman olduğu gibi hayatta kendi yolumuzu çizecektik ama arkama yaslanıp düşündüğümde bu sefer hata yaptığımızın farkındaydım. Telafisi olmayan bir hata…
    O sabah avlanmak için dışarı çıktığımda sokakta iki aylak(zombi) dolaşıyordu. Aldırış etmeden karşı kaldırımdan koşar adım yanlarından geçtim. Her günkü gibi sessiz şekilde etrafta dolaşacak ve marketlerden yiyeceğimiz bir şeyler araklayacaktım. İstiladan sonra dünyanın düzeni çok çabuk değişti. Eskiden dünyanın en değerli şeyi olan para artık yerini dayanışma ve insanın en temel ihtiyaçlarından olan barınma ve beslenmeye bırakmıştı. Eskiden suç sayılan şeyler şimdi doğanın bir kanunu gibi doğal bir şekilde işliyordu. Yani en azından onların(aylakların) egemen olduğu bölgelerde bu böyle. Sıradan bir markete girdim ve yanımda eve kadar taşıyabileceğim birkaç hazır besin aldım. Saat öğleden sonra 2 gibi eve dönerken bizim oturduğumuz çevrenin aylaklarla dolduğunun farkına vardım ve o anda bir şeylerin ters gittiğini sezmiştim. Sadece birkaç dakika erken marketten çıkıp ya da o gün daha az dolaşsaydım her şey daha farklı olabilirdi.
   Adımlarımı hızlandırdım. Evimize yaklaştığımda bir kadının çığlığı duyuluyordu, bahçemizin önünde aylak topluluğu olduğunu gördüm ve marketten aldıklarımı yere atıp aylakların dikkatini çekmeden arka kapıdan eve girdim ve sevgilime seslendiğimde karşılık alamadım. Ön kapının açık olduğunu fark ettim ve bahçede sevgilimin kadının elini tuttuğunu ve ayaklarından da aylakların çektiğini gördüm. Civardaki aylaklar kadının sesinden ona doğru kendilerini sürüyerek yaklaşıyorlardı. Sevgilimin yanına kadar geldiğimde ikisinin de yaralandığını fark ettim. Kadına yardım için bende kolundan tuttuğumda kadının değişim geçirip elimi sıktığını hissetmiştim. Kadın sevgilimden daha önce yara almıştı galiba!
Bir an başımı kaldırıp etrafıma baktım ve aylaklar etrafımızı sarmadan eve girmek için sadece birkaç saniyemiz olduğunu anladığımda kadın elimi daha fazla sıkmaya ve beni kendine doğru çekmeye başlamıştı. Ayağımla tuttuğu kolunu savuşturup, sevgilimin kolundan çekip eve doğru koşmaya başladık. Kapı girişine kadar geldiğimizde iki aylağın hemen arkamızda olduğunu fark etmiştim. Sevgilimi kapıdan içeri itip kapıyı kapatması için bağırdım. Bunu o anda yapması için gereken tek şey ona bağırmaktı. Dediğimi şükür ki zamanında yapmıştı ve arkamdaki iki aylağa tekme fırlatıp evin arka kapısına koşup kendimi içeri attım.
    Seslendim ama karşılık gelmedi. Yara aldığının farkındaydım ama geçen sürenin ne kadar olduğunu kestirmek güçtü. Mutfakta masanın üzerinde duran bıçağı aldım ve odamıza doğru ağır adımlarla ilerledim. Benim için zor bir durumdu ya ikimizde aylak olacaktık ya da bunu söylemek bile istemiyorum…
   İçeri girmeden önce mutfağa yöneldim ve masanın üzerinde duran bıçağı aldım. Bıçağı sağ elimde sırtıma doğru sakladım ve kapı girişinde durdum. Yatağın üzerine uzanmış yaşlı gözlerle kapıya doğru baktı. Bana seslendi. Bilinci daha gitmemişti ama çok az zamanımızın kaldığının farkındaydım. Bir seçim yapmalıydım. Başucuna kadar yürüdüm ve eğildim. Sol elimi sarı saçlarının arasına geçirip gözlerinin içine bakıyordum.
_Bunu yapmalısın Onur!
Konuşamadım!
_Neyden bahsettiğimi biliyorsun.
_Eğer dönüşmeme izin verirsen artık karşındaki kişinin ben olmayacağımı da biliyorsun.
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
_Lütfen bunu bizim için yapmalısın.
Daha fazla dayanamadım…
Elimdeki bıçağı yere bırakıp diğer elimle gözünden akan yaşı silmeye çalıştım. Hafızası gitmeye başlamıştı, bana seslenmeye çabalıyordu ama çıkan sesler sadece anlamsız kelimelerdi.
Ayağa kalkıp onu yattığı yerde doğrultup arkasına geçtim ve duvara yaslanarak onu sıkıca kavrayıp sarıldım.
Birlikte paylaşabileceğimiz az bir zamanımızın kaldığını biliyordum.
Kafasını yaslamış olduğu göğsümden yukarı gözlerimin içine bakar şekilde bunu ona nasıl yapacağımı düşünüyordum.
           Konuşmuyor, elleriyle ellerimi kavrayıp sıkmaya çalışıyordu. Dönüşüm geçirmeye  başlamıştı. Artık karşımdaki sevdiğim kişi ve onun ruhu olamazdı. Gözlerinin içine bakarak onunla bağlantımızın kesilmediğini anlamıştım. Dudaklarımı dudaklarına yaklaştırıp son bir öpücük kondurmak için başımı eğdim. Aylaklar gibi davranmamak için son bir kez kendini kastığının farkındaydım. Elveda öpücüğünü veriyordu bana. Onu sardığım elimden birini yavaşça boğazına götürüp nefes almasını engelledim. Kollarımın arasına kendini bırakmaya başladı. Kendimden uzaklaştırarak yatağa yatırdım. Bir kez daha sarıp o sıcaklığını bir kez daha hissetmek için neler vermezdim…

    Akşam olup onu arka bahçeye gömdükten sonra kafamın güzel olması için biraz içtim. Daha sızıp kalmadım, uyuyamıyorum bile. İçimde buruk bir acı ve onu bastırma ihtiyacı hisseden hırs ve öfke sadece bunlar var. Benim gibi birileri hala hayattaysa lütfen…

    Eğer bunu okuyan birileri varsa onları istilaya karşılık vermeye çağırıyorum.
6

İstanbul-Yenibosna

İnsan etiyle beslenen canavarlarla ilk tiyatro'da karşılaştım,bir komedi oyunumuz vardı,tüm oyuncu arkadaşlarımla çok mutluyduk,oyunumuz çok güzel ilerliyor seyirciler bizleri kahkahalarla izliyorlardı,kalabalıktı çünkü oyunun galası yapılıyordu.Oyun esnasında sahneye o yaratıklardan biri girdi seyirciler gülmeye başladı,bizler ne olduğunu şaşırdık,başta zombi maskesi takmış bir densizin bize şaka yapmak istediğini düşündüm,arkadaşım durdurmak için üzerine yürüdü ve ani bi hamleyle zombi saldırdı,seyircilerin kahkahaları gittikçe yükseliyor bununda oyunun parçası olduğunu düşünüyorlardı.Salonun arka tarafından bir çocuk çığlığı geldi canavar bir çocuğa saldırmış parçalıyordu ve aniden büyük kapı kırıldı salona onlarca zombi girmeye başladı önlerine gelene saldırıyorlardı.Orada ölen insanların yarısı ezilerek ölmüş olmalıydı büyük bir arbede yaşanmıştı.Ben kız arkadaşımı alıp arka kapıdan kulisin olduğu taraftan kaçtım dışarıya çıktığımda silah ve bomba sesleri geliyordu,ortalık kan gölüne dönmüştü.Arabaya atladık ve zorda olsa eve gelmeyi başardık,kapıyı açtım içeriye girdik aniden kız arkadaşıma zombi saldırdı bu zombi evdeki temizlikçi kadın yüksel ablaydı,kız arkadaşımın yüzünü parçaladı,şuan hala onun şokundayım ve ağlıyorum,günlerdir kendi odama sığınmış durumdayım,kapı kilitli,içerde kız arkadaşım ve temizlikçi kadın var,şuan çok hırçınlar çünkü onlarda benim gibi bir şey yiyemiyor,yukarıdaki komşu hayatta kalmış sepetle yiyecek şeyler gönderiyordu,bugün göndermedi,sanırım o da öldü.Çok açım buraya hapis oldum ve şuan önümde dolabımdan aldığım silah var mesajı gönderdikten sonra kafama sıkacağım,en azından cesedim kalır.Ben umudumu yitirdim siz umudunuzu YİTİRMEYİN!

12

2 Ocak - ODTÜ, Ankara

Sabah uyandığımda bütün oda bomboştu. Birkaç kızın çığlığını duyar duymaz pencereye koştum. Uzuvları eksik, elbiseleri yırtık garip görünüşlü birkaç yaratığın bir kızı kovaladığını gördüm. Kız hem koşup hem arkasına bakmaya çalışırken tökezleyip düştü. Daha kalkmaya fırsat bulamadan yaratıklar kızın üzerine çullanıp ısırıp etlerini koparmaya başladılar. Bense bunları sanki sinemada seyredercesine seyrediyordum. Sanırım hala bir önceki akşam içip yattığım uyku ilacının etkisi vardı. Bu kovalayan yaratıkların birer zombi olduğunu, kaçan kızla da beraber aynı dersi almış olduğumu anlamam biraz uzun sürdü. Kafamı zavallı kızı parçalayan yaratıklardan kaldırıp şehre baktım. Ufka kadar bir çok yerden dumanlar yükseliyor, 100.yıl taraflarından silah sesleri geliyordu. O an ne yapmam gerektiğini biliyordum, ailemin veya arkadaşlarımın bu durumdan canlı kurtulamayacaklarını biliyordum, ama ben yaşayacaktım.

Odaya dönüp nelerim olduğuna baktım. Yaklaşan kış için kalın birşeyler almalıydım yanıma. Bütün dolapları yerlere döktüm. Neyseki dağcılıkla uğraşan arkadaşımın bundan sonra eşyalarına ihtiyacı olmayacağına emindim. Ufak, hafif ama ihtiyacım olacağını düşündüğüm çoğu şeyi aldım. Bir de kendimi korumak için bir silaha ihtiyacım vardı. Masa ve veya sandalyelerin ayaklarını kırıp almak neredeyse imkansızdı. O sırada yatağın altındaki buz çekicini farkettim. Bu titanyum çekicin Ağrı dağının tepesine çıktığını bilsem de, bu seferki görevi beni korumaktı. Dolaptan bir kaç yiyecek birşey bulsam da bunların beni en fazla iki gün idare edeceğini farkettim. Gerekli şeyleri aldığıma emin olduktan sonra odadan çıkmak için kapıya yöneldim.

Kapının kilidini açmadan önce uzun bir süre koridoru dinledim. Hiç bir ses duymadığıma emin olduktan sonra kapının kilidini çevirdim. Kilit sesinden sonrada bir süre dinleyip kapıyı açtım. Gördüğüm manzaradan herkesin yurdu aceleyle terkettiğini, kimsenin de en son oda olan benim odamın farkına varmadığını farkettim. Yavaşça koridorda ilerleyip kapıları açık odalardan içeri baktım. Kat kapısına kadar olan kapıları kapalı olanlar hariç hiçbirinde kimse yoktu. Odalardan emin olduktan sonra kat kapısına yaklaşıp kapattıp kollarının arasına sandalyelerden birinin ayağını soktup arkasına yangın tüpünü dayadım. Böylece birisi kapıyı zorlarsa duyacaktım. Daha sonra koridorun ortasına geldim, bütün cesaretimi toplayıp bağırdım; 'Kimse var mı?'. Bir süre cevap için bekledim fakat hiç bir ses duyamadım. Daha sonra yiyecek ve malzeme bulabilmek için odaları araştırmaya başladım. Açık kapılı odalardan sonra kilitli olanlara sıra gelmişti. Bunları açmak için kilit kısmına attığım tekmeler yeterli oluyordu, tahta kasaları kırılarak açılıyorlardı hemen. Bulabildiğim yiyeceği koridora yığdım. Tam bu geceyi yurdumda, en üst kattaki odamda geçirip geçirmemeyi düşünürken duyduğum helikopter sesleriyle cama koştum, 15 kadar helilopterin şehir merkezinden kalkıp doğuya doğru gittiğini gördüm. Bu helikopterler önemli kişileri taşıyor olmalıydı. Gittikleri yerde de güvenli olmalıydı. Helikopterler kaybolana kadar izledim.

2 gündür yurdun üst katından çıkmaya cesaret bulamadım. Yılbaşını dolapların birinde bulduğum iki sıcak birayla kutladım. Etraftan hala arasıra çığlıklar duyuyorum. Yarın okulun en yüksek binası MM e çıkıp etrafı gözetlemeyi düşünüyorum.

Yalnız Mustafa
1

Ankara/umudum tükendi

dünyanın ve memleketin her köşesinden internete düşenler..camdan her baktığımda sokağımda gördüklerim..tüm dünya çıldırdı ama ben oldukça sakinim. sadece umudum tükendi. her gün bir müdahale gelecek, bir ilaç geliştirilecek diye bekledim..ama günler geçtikçe umudum tükendi. evde erzak tükenmek üzere. sokakta dönüşmüş hayvanlar ve insanlar av peşinde. belki sokağın sonundaki markete bir şekilde ulaşabilirim ama bunun için gerekli azmi bana verecek herhangi bir umut kırıntısı bile yok. sonsuza kadar bu şekilde yaşamak? sevgilim yan odada. çok aç. çok acı çekiyor. beni hiç bir zaman istemediği kadar istediğini biliyorum. çıldırmış gibi istiyor hem de. son kez sarılmaya gidiyorum ona..
1

4 Ocak, 10:15, Afyon

İzmir'den çok uzaktayız. Evden bizi bir grup direnişçi kurtardı. Silahlarımız vardı ancak mermimiz bitti. Tekrar sopaya dönüş yaptık. Bulduğumuz araçlarla sürekli ilerliyoruz doğuya. Şu anda Afyon girişinde bir dinlenme tesisindeyiz. Az önce kahvaltı sırasında saldırıya uğradık bir grup zombi tarafından. Sopalarımızı alıp üstlerine gittik. Pek umursamıyoruz artık. Dönüp kahvaltıya devam ettik.

"Direnin" diyesim bile gelmiyor, kurtuluşa olan inancımı yitirdim. Yine de yaşayın yaşayabildiğiniz kadar.




2

İstanbul - Sultangazi

3 ocak gece 02 : 46

----- gecede ayak sesleri -------

Bi anda ortalık şenlendi burada.
Bir arabanın ani fren sesi duyuldu ilk ve peşinden uzun ve aceleci bir koşu içinde olduğu belli olan ayak sesleri. Araba sesini duyan biz balkondan kendimiz belli edercesine bakındık. Araba mavi bir doblo’ydu ve koşan kişi yanına geldiğinde arka kapısı açıldı. İçinde yüksek sesle Orhan gencebay çalıyordu. koşan adam içine attı kendini. Kapı hızlıca kapandı ve araba patinaj çekerek kayboldu, peşinden ise altı zombi koşarak çıkageldi. İyice sindik biz. Arabanın ileride bi yerde fren yaptığını duyduk. Tam o anda arka sokakta büyük bir patlama oldu. Kırılan camların çıkardığı sesler ve tiz çığlıklar yankılandı. Binamızın camları da neredeyse kırılacak gibi oldu. Hemen sonrasında iki el silah sesi duyuldu arabanın gitmiş olduğu yönden ve arabanın yeniden patinajla kalkış yaptığını duyduk. Ne olduğuna anlam veremiyoruz. Bir süredir çeşitli teoriler üretiyoruz bu konuda ama elle tutulur bir şey de yok. Kim bu adamlar? Nasıl da rahat takılıyorlar ve en önemlisi ne yapmaya çalışıyorlar ? en az üç kişi olduklarını biliyoruz. Bir koşan adam, diğeri kapıyı açan, diğeri ise arabayı kullanan. Şimdilik olanlar bu. Tüm gerginliğe rağmen biraz da olsa uyumalıyım. patlayan bomba veya her neyse hala beynimde patlıyor. yiyecekler azalıyor. belki de ikiyüz metre ilerideki markete bi,r çıkartma yapmak gerekecek. tüm bu düşünceler içinde nöbeti selçuğa devredip dinlenmeye çekiliyorum.
0

İstanbul - Sultangazi

gece 01:10          -----Fikir bombardımanı-----



Selçuk, ben ve abim durmadan fikir üretmeye çalışıyoruz. Ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız diye. Şu an için kafalarımız karma karışık. Bir çıkar yol bulana kadar buradayız. Zaten dışarısının da buradan daha güvenli olacağını zannetmiyoruz. Bu güvenli sığınağımıza ise her daim korku ve geginlik hakim. Dikkat çekmemek için elimizden geleni yaparak dışarısını gözlemeye devam ediyoruz. Karşı binaya yapılan baskından sonra pek bir hareketlilik olmadı. Balkonumuzun hemen altında ise nalburun çırağının cesedi yatmakta. Kimi zaman donmuş gözleriyle göz göze geliyorum ve bu bile beni ürpertmeye yetiyor. Şimdi nöbet zamanı. .