İstila Başlasın!

Bir virüs hayatımızı değiştirmek üzere…
Açgözlü ilaç şirketlerinin kontrolünü kaybettiği bu virüs insanları ve hayvanları zombilere dönüştürmeye başladı…
Virüs kan yoluyla bulaşıyor. Virüsten etkilenenler gördükleri tüm canlılara saldırıyor ve onları yiyorlar. Ufak sıyrık ya da ısırıklardan sonra kaçabilen canlılar ise 10 dakika ile 60 dakika arasında zombiye dönüşüyorlar.
Zombiler koşabiliyor…
Zombiler ilk olarak 30 Aralık 2010’da, akşam saatlerinde görülmeye başlandı…
Hayatta kalanlar haberleşmeye çalışıyor...
3

Saat 18.42, Kocaeli

Çok ilginç bir gelişme oldu. Arkadaşımla dışarıya çıkıp çok rahat bir şekilde arabaya bindik. Tehlike yok gibi görünüyordu ta ki ana caddeye çıkana kadar. Yolun ortasında terk edilmiş araçlar, parçalanmış cesetler, kazalar. Her taraftalar...

En yakın benzin istasyonu 400-500m ötedeydi. Bir zombiyi ezip geçtik 1-0 öndeyiz sanırım. benzin istasyonuna gelince arabayı durdurduk. terk edilmişti burası. Virüslü insanları saymazsak tabi. Gerçi insan denemez bu saatten sonra onlara.

Arkadaşıma arabayı hazır tutmasını, benim hemen benzin bidonu bulup gelmeye çalışacağımı söyledim. Ama öyle olmadı. Korkuyor insan tabi. Beklemeye başladık. daha 20-30 saniye geçmeden ani bi fren sesiyle hemen arkamızdaki duvara bir polis arabası hızla yanlamasına çarptı. İçinden kimse çıkmadı. Zaten o hızlı çarpan arabadan çıkacağını da düşünmüyorduk. o sırada arabamızın ön camına bir zombi yapıştı. Ama kendimizi güvende hissediyorduk arabaya nasıl olsa giremez diye. Elinde küçük de olsa demir birşey vardı ve her cama vuruşunda cam hasar alıyordu. Tam arkadaşım arabayı çalıştıracağı anda bir silah sesiyle zombi yere yıkıldı. Az önce kaza yapan polis arabasından 30-35 yaşlarında bir adam hafif yaralı şekilde arabadan çıkıp zombiyi yere indirmişti.

Hemen bizim arabaya doğru gelen adamı arabaya aldık. Benzinimizin olmadığını söyledim onun arabasında bir bidon olduğunu söyledi arabayla yanaşıp kaza yapan arabasından bidonu aldık.

Şehirden çıkmamızın çok zor olduğunu, güvenli bir yere doğru bizi götüreceğini söylüyor. O da oraya giderken hakimiyetini kaybedip kaza yaptığını anlattı. Yaralarının onun için olduğunu endişelenmememiz gerektiğini söyledi. Her ne kadar inandırıcı olsa da insan şüphe ediyor gözümü ayıramıyorum.

Adı Hakan. Kocaelinde görev yapan bir polis. Şimdi Hakan abinin evindeyiz. Küçük bir ev ama şimdilik güvende olacağımızı söylüyor. Ama ben kendimi pek öyle hissemediyorum. Umuttepede bir korunma alanı yaratılıyormuş fakat pek başarılı olamamışlar ve çoğu virüs kapmış. Enfeksiyonlu 1-2 köpek yüzünden olmuş hepsi. Hakan abi de oradaymış ve kaçanlardan biriymiş. Eve gelirkende kaza yapmış işte.

Hakan abi şimdi telsizle birilerine ulaşmaya çalışıyor. Ama cızırtıdan başka birşey duyulmuyor. Şebekeler kilitlenmiş durumda. Sadece 1 kere ailemle konuşabildim ulaşıp. İyi olduklarını söylediler.

Hastalık belirtisi nasıl oluyor? Belirtisi olmadan aniden yaratığa dönüşebilir mi? Hakan abinin iki tane silahı var. Bu lanet olası yaratıklar silah kullanacak kadar akıllı değillerdir umarım...
6

Eğer savaş istiyorlarsa,savaşı onlara veririz...Ankara,Cebeci 1 ocak


Saat 15.47,önümdeki sıradışı hareketliliği geç farkettim.
Yanımda duran kadın önünde duran insan benzeri varlığa dehşetle bakıyordu.
Daha kaçmayı bile akıl edemeden o yaratığın kadının üstüne atıldığını 
gördüm.
İçimde yayılan korkuya hakim olmaya çalışıyordum.
Bacağımda birden müthiş bir acı duydum ve istemsiz arkaya döndüm.
Arkamda duran diğerini farketmem çok sürmedi.
Ölümle hayat ilk defa birbirine bu kadar yakındı, o an silahım olduğunu
hatırladım.
Silahımı çektim ve yaratığa bir kaç el ateş ettim,sokağın köşesine doğru 
kaçmaya başladım.
O kadını kurtarabilirdim,geri dönmeliyim... 
Saat 15.49,arkama bakmadan yürüyordum.
Gene o ne idüğü belirsiz çığlıkları duydum.
Geri dönmek için artık çok geçti.Devam etmeliyimdim,
etmek zorundaydım ama bacağımdaki yara gittikçe kötüleşiyordu.
Yere damlayan her kanla birlikte biraz daha halsizleştiğimi
 hissediyordum.
Nereye gideceğimi biliyordum,kafamda yıllar önce
yüzbaşı Erdal'ın söylediği sözler yankılanıyordu:

     '' eğer savaş istiyorlarsa,onlara savaşı veririz''

Hayatta kalan diğerlerine sesleniyorum,
dikimevi metro durağında ihtiyacınız olan yardımı görebilirsiniz.
Sizi bekliyor olacağız. 


3

1 Ocak, Çanakkale

Zombileri gördük...

Hala aklım almıyor, böyle bir şey nasıl gerçekleşti? Rüya mı görüyoruz, bir filmin ya da oyunun içine mi düştük? Bunlar nasıl gerçek olabilir!
Nasıl bir hastalık,  nasıl bir virüs eskiden insan olan üç kişinin küçücük bir bebeği vahşice yemesine sebep olabilir!!!
Korkuyoruz, hem de çok korkuyoruz. Bugünü de evde geçireceğiz. Etraf şimdilik tenha sayılabilir ancak yolların durumu muhtemelen kötü. Gün boyunca etraftaki caddelerden çarpışma sesleri, çığlıklar ve iğrenç sesler geldi. Caddede yanan bir arabayı görebiliyoruz. Umarım patlamaz. Deniz trafiği ise iyice yavaşladı bugün. Sadece bir kaç tane küçük tekne gördük.

Yarın sabah eşim ve kedim ile birlikte Kaz Dağları'na, Ayazma'ya ulaşmaya çalışacağız. Ezine'ye kadar anayol dışında pek bir alternatifimiz yok ama ondan sonra gerekirse tarlalardan da ilerleyebileceğimiz için Bayramiç'e, oradan da Ayazma'ya ulaşabiliriz diye düşünüyoruz. Çanakkale civarlarında olanlar varsa orada buluşabiliriz belki.
Ayazma; sınırsız su kaynağı, verimli arazileri ve meyve bahçeleriyle iyi bir yer gibi görünüyor. Tek sorun kış...
0

Saat 14.30, Kocaeli

Sabaha doğru bir arkadaşımla birlikte evden çıkmaya karar verdik. Fakat ayrı ayrı hareket ettik. Arkamıza dönüp bakmamamız lazımdı...

Evden çıkmadan önce kocaelinin merkezinde bir arkadaşımızla internet aracılığıyla görüştük. Tek başına kaldığını, arabası olduğunu fakat benzini olmadığını söyledi. Arabasının olması beni sevindirdi fakat şehrin çıkışa kapalı olduğunu az çok biliyorum...

Evden çıktığımda direk koşmaya başladım. Arkadaşımın evine doğru, merkeze. yaklaşık aramızda 1.5km vardı. Çok hızlı koştum. Fazla olmasa da zombiler yer yer vardı. Ama çok hızlı olduğumdan dolayı sadece bana doğru yönelmekle kaldılar. Tenha olduğunu düşündüğüm yerde biraz yavaşladım. Bir kızın ağlaması geliyordu. hıçkıra hıçkıra... Bir apartmanın önüne çökmüş öylece. Etraf az da olsa sakindi. Uzakta görünen bir iki zombi dışında. Hemen yanına gittim yardım etmem gerektiğini düşündüm.

Neden kaçmadığını sordum. Kaçmak istemediğini, kimsesinin kalmadığını, ailesinin virüs kaptığını söyledi. Elimi uzattım sadece, oturduğu yerden kaldırmak için ama yaralı olduğunu gördüm. Hemen elimi geri çektim (gerçi o da elini uzatmamıştı). "Özür dilerim" dedim ve hemen uzaklaşmaya başladım.

Merkezdeki arkadaşımın evine geldim pencerede bekliyordu. Ben gelene kadar orda durmasını istemiştim. "Dış kapıyı açıyorum, hemen gir ve kapat" diye bağırdı. Şimdi arkadaşımla birlikteyim. Diğer çıktığım arkadaşımdan ise haberim yok. Buraya gelmek için anlaşmıştık. Fakat geride kalan arkadaşımı bile düşünemiyordum. Aklımda sadece benim ne yapacağım vardı. Sadece kendimi düşünmeye başlamıştım. Kendimden utanıyordum aslında...

Başkalarına yardım edebilirim diye düşünüyordum ilk önce. Artık öyle değil. Sadece ailem ve ben varım. Dışarıdaki cehennemle karşılaşınca değişti işte herşey. Herkes tek bu yaşamda kalma mücadelesinde...

Şimdilik evde güvendeyiz. Ama ikimizde arabaya inip İstanbul'a ailemizin yanına bir türlü gitmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Şehirden çıkamayacağımızı bilsekte...

Tek bir sorunumuz var şimdi. Benzinimiz yok denecek kadar az, en yakın benzin istasyonu ne kadar güvenli olabilir ki?

Elektriğimiz yok 2 saattir. Şarjımı dikkatli kullanmalıyım şimdilik kapatıyorum netbooku.

Boşuna uğraşıyormuşuz gibi geliyor. Ne kadar kaçabiliriz ki bu virüsten?
5

01 Ocak 2011, izmir, tehlikenin farkındayız


Yılın ilk günü, bu site sayesinde hayatta kalanlar, herkes durumdan haberdar olduğu bölgeleri birbirine işaretleyip göndermeye başladı. Çok şükür baz istasyonları sağlam henüz. Elektriklerde uydu yayınları gibi gidip geliyor, farkediyor musunuz hala dizi tekrarı yayınlayan kanallar var bir iki tane, saçmalık. Aile fertleriyle görüşebiliyoruz, çok sıkı önlem aldıklarından bahsediyorlar, sanırım bizi rahatlatmaya çalışıyorlar sadece. Eve baktım silah namına kullanacak tek eşya elektro gitarım.

Haritaya göre ufak bir plan yaptık.Arabamız darbeler almış, kısık jaluzilerin arasından görebiliyorum, ama çok önemli bir şeye benzemiyor. Zannediyorum ki şehri terketmeye çalışan insanların panikle yaptığı bir şey bu. Bana çalışır ve yürür gibi geliyor. Biri büyük iki adet sırt çantamız var. İçlerini hazırladık bile. Fakat evden çıkmaya cesaretimiz duygusal olarak yok. Korku elbet var ama esas bizi yoran içine düştüğümüz durumun getirdiği psikolojik bozukluklar, zaten uyuduğumuzda tilki uykusu denen cinsten.

Gelen haritaya göre liman bölgesinde korunaklı bir toplama alanı oluşturulmuş. Tek bildiğim bu, o alanda ne olur, limana gidince bir yere gidebilir miyiz gemi ile hiçbir fikrim yok.
El yordamı ile çalışan şarz aletlerine ve fenere sahip olduğumuz için şanslı hissediyoruz kendimizi.
0

izmir 12.56

1 Ocak 2011
Yeni yılın ilk günü,yeni hayatın ilk günü.
Yeni bir dünyanın ilk günü.
Hasta,çürümüş,çırpınan bir dünya !
Saldırının 3 . günü.Hala ne olduğu hakkında çok az fikrimiz var.Yurttayım,ailemden uzakta.
Kapılarımız kapalı,dış dünyayla iletişimimiz sınırlı.Yurtta olmanın en iyi yanı o kadar çok panik, kargaşa var ki insan eğer bunların içerisinde soğukkanlılığımı korursam herşeyi yapabilirim diyor.Sahi herşey ? Artık yapabilecek neyimiz var ki ?!
Televizyondan aldığımız haberlere hasta sayısı giderek artıyor.Çoğu kişinin hastalığa yakalanma nedeni başkalarına yardım edebileceğini sanması.Anlamıyorlar,artık herkes tek başına,kimse kimseye yardım edemeyecek.Etrafımdaki insanlara bakıyorum.Şansları olsa kendilerini kurtarmak için başkalarını seve seve feda ederler.Bu içgüdüsel birşey önlenemez.
Yurt ortamı yemek,su bol.Şimdilik bol !20 kişiyiz.4 kişi de yurt görevlisi.Yılbaşı süsleriyle donanmış yemekhanede birbirimize endişeli bakışlar atıp,haberleri takip ediyoruz.Ara sıra kendi kendime gülüyorum da insanlar yadırgayıcı bakışlarını salıveriyorlar hemen üzerime.Ama gerçekten komik,bizi tv karşısına kilitleyen o dizilerin yerine oturmuş saldırı haberlerini izliyoruz.Acaba dizilere yansıtılan o felaketleri sanki hiç başlarına gelmeyecekmiş gibi izleyen insanlar şimdi ne yapıyorlardır?
Ailem.
İlk ablamdan aldım haberi.Güvende.Belki de en güvenli yerde.Hastanede.Yani bir saldırı olduğunda hastaneden daha güvenli bir yer olamaz değil mi?
Diğer aile üyelerim ablamın yanına ulaşmaya çalışıyorlarmış.Aynı şehirdeler,Bursa'da.Orada işler biraz daha iyi.En azından birlikteler,birlikte olacaklar.
Hayır,sanmayın ki durum bu kadar sıradan,ben böyle anlatıyorum.Annemin hastalıkları seyrediyor,ablam ağlıyor.Oysa hep sakin,sıradan bir hayat dilemişti kendine.
Etrafımdakiler artık bakışlarla kalmayıp direkt söze döküyorlar düşündüklerini. ''Kapat şu bilgisayarı !''
Peki dilediğiniz gibi olsun.
İzmir'deyim.Birbirini tandığını sanan 23 kişi ile birlikte.
2011 yılı.
Maya'lar yanılmış olmalı.
0

Başlangıç İzmir-Bornova

Herşey normaldi.
Sıradan hayatı olan sıradan insanlardan biriydim işte.Ama o filmlerde gördüğümüz sonradan gizemli kişiliğini ortaya çıkaracak olan sıradan insanlardan değil,basbayağı sıradan olanlardan,sıradan işte.
Saldırının dünya üzerinde ilk belirtileri ortaya çıktığında Tabiat Tarihi Müzesine idim.Ne kadar ironik değil mi ?! Hiçbir şeyden haberim olmaksızın insanlık tarihinin gelişim eğrilerini inceliyordum.Tek hücreliler,...,sürüngenler,kuşlar,memeliler.Peki zombiler bu evrimsel sürecin neresindeydi ?
Bir keresinde rüyamda yaşadığım kente uzaylıların saldırdığını görmüştüm.Rüyalarımın tanrısı olan ben kendimi öyle aciz,zayıf,savunmasız hissetmiştim ki...
Müzeden çıktığımda kendimi bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi hissettim.Kendi kendime şakasını yaptığım böyle bir durumun gerçekleşeceğini,gerçekten de bambaşka bir dünyaya adım attığımı nereden bilebilirdim ki ?
İç ses ;
Tuhaf !Otobüs bekleyen insanlar nerede?Ama burası büyük bir kampüs,havada soğuk ondandır belki.
Otobüsü beklemek yerine yürümeyi tercih ettim kulağımda ''It's my life''.
It's my life !
It's now or never.
I ain't gonna live forever,
I just want to life live while I'm alive.
It's my life !
İlk işaretler o zaman göründü.
Ve bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
0

Aileme ulaşmam lazım, Kocaeli

Kahretsin! Gece olunca çıt çıkmayan Kocaeliyi çığlıklar sardı. Öğrenci evimizde 4 arkadaş şimdilik mahsur kaldık. Yeterince yiyeceğimiz mevcut. Hepimizin tek dileği en kısa sürede ailemize ulaşmamız. Burada pek fazla kalacağımı zannetmiyorum. Bir yolunu bulup en yakın zamanda İstanbul'a ailemin yanına dönmem lazım. Bu konuda yardımcı olabilene minnettar kalırım.

Bir zamanlar koşucu olduğumdan dolayı onlardan daha hızlıyım ve güçlüyüm. Kendimi koruyabileceğime inanıyorum. Ama sevdiklerim için endişeleniyorum. Evimde, hırsız girebilir şüphesiyle sakladığım beyzbol sopasından başka silahım yok. Elimden geldiğince etrafımdakilere yardım etmeye çalışacağım.

Çığlıklar artmaya başladı. Korkuyorum... Etrafımız daha da fazla sarılmadan bu evden çıkmam lazım. Sırt çantama yemek ve su dışında sizinle iletişimde olabilmek için netbookumu koyacağım. umarım şarj edebileceğim güvenli yerler bulabilirim.
0

1 Ocak, 03:30, İzmir

Perşembe günü ders çıkışı gittiğimiz Bornova maçından sonra farkettik bir şeyler olduğunu. Saat 3 civarıydı. Meydan tarafından gelen 4-5 polis aracı ve ambulans aşağı doğru hızlıca geçtiler. İlk başta terörist saldırısı olduğunu duyduk çevredekilerden. Özkanlar'a kadar yürüyerek inerken yanımızdan geçenlerin neredeyse hepsi bu olaydan bahsediyordu ve bütün duyduklarımız birbirinden farklıydı.

Migros önünde dağıldıktan sonra eve gittim ve televizyonu açtım. Bir salgından söz ediliyordu ve herkesin evinde kalması öneriliyordu. Telefonumu evde unuttuğumu bir kez daha hatırlayıp odama gittim. Bir sürü cevapsız arama vardı. Önce annemi aradım. Sakinleştirdikten sonra nerede ve kimlerle olduğunu sordum. "Foça'dayız hala teyzenlerle" dedi. "Orada kalın" dedikten sonra televizyondan duyduğum yarım yamalak bilgileri aktardım. Salgının doğruluğunu kabul edip yanlarına gidemeyeceğimi söyledim.

İşin ilginç yanı televizyonda ya da sonradan baktığım internette terörist saldırısıyla ilgili herhangi bir bilgi yoktu. Bu yüzden polis araçlarını ve ambulansları açıklamak için de "salgın" çok geçiştirici geliyordu. Bu düşünceler içinde biraz kestirmek için uzandım.

Gözümü birisinin çığlığı ve dış kapı zilinin kombinasyonuyla açtım. Ev zemin katta olduğu için kim olduğunu sormadan kapıyı açıp baktım. Kapıyı yumruklayan ve bağıran bir kız vardı. Şaşkınlıkla düğmeye bastım, hızlıca içeri girip kapıyı kapattı. Ardından kapıya vurmaya başlayan "şeyi" görünce "salgın"ın ne olduğunu anladım.

Kız koşarak merdivenleri çıkarken kapıyı kapattım. Bu sefer de ev kapısını yumruklamaya başlamıştı. "Aç lütfen! Her yerde zombiler var!" dedi. Bir süre kapıdan uzaklaşıp bağırışını dinledim. Sonra bir sessizlik oldu. Ardından ağlamaya başladı. "Salgın dedikleri bu mu? Herkes zombi mi oluyor?" dedim. "Evet... Metrodan buraya kadar kaçtım..." dedi ağlamayı kesip. Kapıdaki zombi konuşmamızı iniltileriyle ve yumruklarıyla bölüyordu. "Ayağa kalk delikten bakacağım" dedim. "Hasta olup olmadığını anlamak için bir belirti olmalı" diye bunu yapmam hayatımda aldığım en mantıklı karardı sanırım. Sırasıyla yüzünü, kollarını gösterdi. Kıyafetlerinde de herhangi bir yırtık ya da kan yoktu. Kapıyı önce araladım, daha detaylı baktım ve sonra içeri aldım.

Evin demir panjurlarının hepsini kapatıp televizyonu ve interneti takip etmeye başladık. Bilge'yle 2 gündür aynı konumda bekliyoruz. Açıkçası zemin kattayız ve tek güvencemiz de demir panjurlar. Nöbetleşe uyuyup arada panjurları aralayıp dışarı bakıyoruz. Bir de ev kapısının arkasına dolap koyduk. Su sıkıntımız var, yiyecek ise yeterli şimdilik. Elektrikler de arada gidip geliyor.

Birkaç saatte bir ikimiz de ailelerimizle görüşüyoruz. İki tarafta da sorun yok şimdilik. Annem ağlıyor her defasında. Orada bu mevsimde kimse olmadığı için rahatlarmış ancak benim için endişeleniyor. Televizyon izlememesini rica ettim, uymayacağını biliyorum.

Son olarak, dışarıdan gelen çığlık sayısında azalma var. İki defa birilerini kurtarmaya çalıştık, ikisinde de canımızdan oluyorduk. Yapacağımız pek bir şey olmadığına kanaat getirdik. Umarız çoğu kişi saklanmıştır, aksini düşünmek bile istemiyoruz. Şimdilik bir yere gitmeye niyetimiz yok, nereye kadar sürer bilmiyoruz. 3 saat önce yine dışarıdan silah sesleri geliyordu yeni yıla girerken.. Hoş, hala geliyor..